Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 175

2. Yoksulluk nafakası

2. Yoksulluk nafakası

Madde 175 - Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.

Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.

I-) Anayasa Mahkemesi Kararı:

Hükmün birinci fıkrasında yer alan “… süresiz olarak …” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Bu itiraz Anayasa Mahkemesi’nin T: 17.05.2012, E: 2011/136, K: 2012/72 sayılı kararı ile reddedilmiştir:

“… Başvuru kararında, itiraz konusu “…süresiz olarak…” ibaresi nedeni ile boşanma neticesinde eşlerden birinin diğeri lehine ömür boyu sürecek bir mali yükümlülük altına girdiği, nafakaya hangi hallerde hükmedileceğinin, hangi hallerde kaldırılacağının ve tarafların ekonomik koşullarının ne şekilde dikkate alınacağının yasada açıkça belirtilmemiş olduğu, yoksulluk nafakasının boşanan eşlerin yeniden evlenmelerini engelleyici niteliği bulunduğu belirtilerek, kuralın, Anayasa’nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. ...

Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak şartıyla geçimi için diğer eşten mali gücü oranında ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 176. maddesinde sayılan yoksulluk nafakasının kaldırılmasına ilişkin şartlar gerçekleşmediği müddetçe, herhangi bir süre sınırı olmaksızın nafaka isteyebilecektir. 176. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, yoksulluk nafakası, nafaka alacaklısının evlenmesi ya da taraflardan birisinin ölümü halinde kendiliğinden, alacaklının evlenmeden fiilen evli gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi, nafaka yükümlüsünün ödeme gücünün tamamen yitirilmesi durumlarında ise mahkeme kararıyla ortadan kalkmaktadır.

İtiraz konusu “süresiz olarak” ibaresi, nafaka alacaklısının her zaman ölünceye kadar yoksulluk nafakası alacağı anlamına gelmemektedir. Kanun koyucunun 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde “süresiz olarak” ibaresine yer vermesinin amacı, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır.

Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, ahlâki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi yer almaktadır. Yoksulluk nafakasının amacı nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekmektedir.

İtiraz konusu kuralda, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen eşi korumak için diğer eşin, koşulları bulunduğu sürece, herhangi bir süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakası vermesi düzenlenmiş olup bu yükümlülüğün sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olarak getirildiği kuşkusuzdur.

… 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…süresiz olarak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine, Hicabi Dursun’un karşıoyu ve oyçokluğuyla, 17.05.2012 gününde karar verildi.” (RG. 26.06.2012; S: 28335).

II-) Yargı Kararları:

1-) YHGK, T: 10.11.2010, E: 2010/2-614, K: 2010/597:

“… uyuşmazlık; davacı kadın yararına yoksulluk nafakası şartlarının eldeki davada gerçekleşip gerçekleşmediği, noktasında toplanmaktadır. Öncelikle yoksulluk nafakası hakkında genel açıklama yapılmasında yarar vardır: Yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yönelik olduğu içindir ki, boşanmış olan yoksul tarafa verilecek olan yoksulluk nafakası, hiçbir surette diğer tarafa yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde değildir. Şayet böyle olsaydı, sadece boşanmada kusuru olan eşten istenebilmesi gerekirdi. Oysa ki, maddede açıkça belirtildiği gibi, kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır. ...

4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK)’nun 175. maddesinde, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği, nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı açıklanmıştır. Maddede geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus yargısal uygulamada kurallara bağlanmıştır.

Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 07.10.1998 gün ve 1998/2-656-688; 28.02.2007 gün ve 2007/3-84-95; 16.05.2007 gün ve 2007/2-275-275; 11.03.2009 gün ve 2009/2-73-118 Sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.

Yoksulluk durumu günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir.

Yoksulluk nafakası ahlaki ve sosyal düşüncelere dayanır. Onun içindir ki, bilimsel öğretide; evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olduğu belirtilmektedir. ...

Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler sırasında, asgari ücretle çalışan kadının boşanmakla yoksulluğa düşüp düşmeyeceği konusunda görüş ayrılığı ortaya çıkmış ve çoğunlukça asgari ücret gelirinin olması, nafaka takdirine etkili bir husus olarak kabul edilmemiştir.

O halde, nafaka alacaklısının asgari ücretle çalışılıyor olması, tek başına yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu değildir. Aldığı ücret kendisini yoksulluktan kurtarmayacak ve insanca yaşayıp geçinme olanağı sağlayamayacak düzeyde olan eş de, diğer koşulları varsa yoksulluk nafakası isteyebilir.

Nitekim, Yargıtay’ın yerleşik kararlarında “asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması” yoksulluk nafakasının bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 07.10.1998 gün ve 1998/2-656-688; 26.12.2001 gün ve 2001/2-1158-1185; 01.08.2002 gün ve 2002/2-397-339; 28.02.2007 gün ve 2007/3-84-95; 16.05.2007 gün ve 2007/2-275-275; 11.03.2009 gün ve 2009/2-73-118; 13.05.2009 gün ve 2009/3-165 -186 Sayılı kararları).

Diğer taraftan, asgari ücret seviyesinde gelir elde edilmesi yoksulluk nafakası bağlanmasına engel değilse de, bu durum ancak nafaka miktarının tespitinde esas alınmalıdır.

Somut olayda; davacı kadının 419,15.- TL aylık geliri olduğu ve aylık 300.- TL kira ödediği dikkate alındığında boşanma sonucu yoksulluğu düşeceği muhakkaktır. Davalı kocanın da ekonomik olarak hali refahta olduğu söylenemez ise de, davalı kocanın ekonomik durumunun zayıf olması nafaka miktarının değerlendirilmesinde dikkate alınacak bir olgudur.

Kaldı ki, davalı kocanın gelecekte ekonomik durumunda iyileşme olması halinde eldeki davada, davacı kadın yararına az bir miktar da olsa nafakaya hükmedilmediği takdirde, ileride yeniden nafaka davası açması hukuken mümkün olmayacaktır. Bu durumun davacı kadının mağduriyetine yol açacağı çok açıktır.

Ayrıca davalı kocanın kusurlu olduğu, diğer bir deyişle nafaka isteminde bulunan davacı kadının kusurunun daha ağır olmadığı hususu yerel mahkeme ile Özel Dairenin de kabulündedir.

Böylece önümüzdeki olayda T.M.K. nun 175. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakasının takdiri için gerekli “boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olma” ve “kusuru daha ağır olmama” koşullarının davacı kadın yararına gerçekleştiği belirgindir.

O halde, Özel Dairenin yoksulluk nafakası şartlarının gerçekleşmediğine yönelik bozmasına karşı, yerel mahkemenin davacı kadın lehine yoksulluk nafakası hükmedilmesi gerektiğine ilişkin direnme kararı uygun ve yerindedir. …” (Aynı yönde bkz. YHGK, T: 07.07.2010, E: 2010/2-301, K: 2010/364; T: 16.05.2007, E: 2007/2-275, K: 2007/275 ve T: 22.10.2003, E: 2003/2-638, K: 2003/612 sayılı kararları.)

2-) YHGK, T: 25.11.2009, E: 2009/2-500, K: 2009/557:

“… Yerel mahkemece boşanma davasının kabulüne, maddi-manevi tazminat ve nafaka davasının kısmen kabulüne dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Daire’ce yukarıda açıklanan nedenle yoksulluk nafakası yönünden bozulmuş, yerel mahkeme kararında direnmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesine göre, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceği, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebileceği öngörülmüştür.

Yine aynı Kanun’un 175. maddesinde ise, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği, nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı açıklanmıştır.

… davacı kadın yararına hükmedilen maddi ve manevi tazminatların hukuksal dayanağı ile yoksulluk nafakasının hukuksal dayanağı birbirinden farklıdır. Biri diğerinin yerine ikame edilemeyeceği gibi, birini alanın diğerini alamayacağının ileri sürülmesi yasal mevzuat karşısında mümkün görülmemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşmiş içtihatlarında da kabul edildiği gibi; yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi … maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir. Hukuk Genel Kurulu’nun 16.05.2007 gün 2007/2-275 E., 2007/275 sayılı kararında da benimsendiği gibi yaşlılık aylığı alınması nafakaya hükmedilmesine engel teşkil eden bir durum değildir.

Yoksulluk durumu günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir.

İlkeler bu olmakla birlikte, tüm dosya kapsamından davalının % 98 oranında özürlü olmakla birlikte boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu olduğu ve her iki tarafın emekli oldukları anlaşılmaktadır. Somut olayın açıklanan özelliği dikkate alındığında, tarafların ekonomik sosyal durumuna, karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken…”

3-) YHGK, T: 11.03.2009, E: 2009/2-73, K: 2009/118:

“... 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 175. maddesinde, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği, nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı açıklanmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun … sayılı ilamlarında da kabul edildiği gibi; yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi … maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir, asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması yoksulluk nafakasının bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemektedir.

Yoksulluk durumu; günün ekonomik koşulları ile birlikte tarafların sosyal ve ekonomik durumları, yaşam tarzları, evlilik süreleri, evlilik boyunca ve boşanma sonrası oluşacak yaşam düzeyleri birlikte değerlendirilerek takdir edilmelidir.

Her ne kadar davacı kadının SSK’dan 449,76 YTL. yaşlılık aylığı, özel sigortadan yıllık 1.324 YTL. geliri olduğu ve hükmedilen maddi tazminat miktarı gözetildiğinde yoksulluğa düşmeyeceği ileri sürülmüşse de, hükmedilen maddi ve manevî tazminatların hukuksal dayanağı ile yoksulluk nafakasının hukuksal dayanağı birbirinden farklı olup biri diğerinin yerine ikame edilemeyeceği gibi, birini alanın diğerini alamayacağının ileri sürülmesi yasal mevzuat karşısında mümkün görülmemektedir. Ayrıca; davacının davalıya ait evde oturması, davacının her an onu evden çıkarabilecek olması, davacının gelir durumu ile davalının geliri arasında anormal sayılacak bir farkın bulunması, davacının aldığı yaşlılık aylığı ve özel sigorta miktarının davacıyı yoksulluktan kurtarmasının mümkün görünmemesi karşısında, davacıya uygun miktarda yoksulluk nafakası verilmesi gerekmektedir. ...”

4-) YHGK, T: 30.01.2008, E: 2008/2-51, K: 2008/87:

“... Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık davacı-karşı davalı kadının yoksulluk nafakası talebi olup olmadığı noktasındadır.

Somut olayda; davacı-karşı davalı kadın, yargılamanın hiçbir aşamasında yoksulluk nafakası talebinde bulunmamış olup, talep olmadığından yoksulluk nafakasına hükmedilmesi mümkün değildir.

Kaldı ki Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesi uyarınca “Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış” nedeniyle boşanma kararı verilmiş ve karar kesinleşmiştir, bu durumda ayrıca kusur değerlendirilmesi yapılamaz. Zira davacı kocanın bu hususta açtığı dava kabul edilmiş ve kusurun tamamının davalı kadında olduğu kabul edilmiş ve karar boşanma yönünden kesinleşmiştir. …”

5-) Y. 2. HD, T: 08.10.2008, E: 2007/12929, K: 2008/12826:

“… Davacı koca tarafından terk hukuki sebebine dayalı olarak açılan boşanma davası kabul edildiğine göre davalı kadın lehine Türk Medeni Kanununun 174/2. ve 175. maddesi koşulları oluşmaz. Açıklanan yönler nazara alınmadan davalı kadın yararına … yoksulluk nafakasına hükmolunması usul ve yasaya aykırıdır. …”

6-) Y. 2. HD, T: 25.12.2006, E: 2006/11218, K: 2006/18277:

“… Türk Medeni Kanununun 174. madde gereğince takdir edilen maddi ve manevi tazminat ile Türk Medeni Kanununun 175. madde uyarınca verilen yoksulluk nafakası boşanmanın eki niteliğindedir. Bu taleplerin reddi veya kabulü halinde ayrıca harç alınamayacağı gibi, tarafların leh veya aleyhlerine masraf ve vekâlet ücretine de hükmedilemez. Bu yönler nazara alınmadan hüküm altına alınan tazminatlar ile yoksulluk nafakası için harç tahakkuk ettirilerek, bunun davacı-davalı kocadan tahsiline karar verilmesi doğru değildir. …”

III-) Türk Kanunu Medenîsi:

2– Yoksulluk nafakası

Madde 144

(3444 sayılı ve 04.05.1988 tarihli Kanunun 6. maddesiyle değişik) 1 Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak şartiyla geçimi için diğer eşten malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Ancak, erkeğin kadından yoksulluk nafakası isteyebilmesi için, kadının hali refahta bulunması gerekir.

Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.

Not: Hüküm 3444 sayılı Kanun ile değişikliğe uğramadan önce şu şekilde idi:

“2- Nafaka

Madde 144

Kabahatsiz olan karı yahut koca, boşanma neticesi olarak büyük bir yoksulluğa düşerse, diğeri boşanmaya sebebiyet vermemiş olsa dahi kudreti ile mütenasip bir surette bir sene müddetle nafaka itasına mahkûm edilebilir.”

IV-) Madde Gerekçesi:

Yürürlükteki Kanunun 144 üncü maddesini karşılamaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi yürürlükteki maddeden sadeleştirilmek suretiyle alınmıştır. Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki “Ancak, erkeğin kadından yoksulluk nafakası isteyebilmesi için, kadının hâli refahta bulunması gerekir.” hükmü kadın-erkek eşitliği ilkesine ters düştüğü için çıkarılmıştır.

Maddenin ikinci fıkrası aynen yürürlükteki Kanundan alınmıştır.

V-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

E. Nachehelicher Unterhalt

I. Voraussetzungen

Art. 125

1 Ist einem Ehegatten nicht zuzumuten, dass er für den ihm gebührenden Unterhalt unter Einschluss einer angemessenen Altersvorsorge selbst aufkommt, so hat ihm der andere einen angemessenen Beitrag zu leisten.

2 Beim Entscheid, ob ein Beitrag zu leisten sei und gegebenenfalls in welcher Höhe und wie lange, sind insbesondere zu berücksichtigen:

1. die Aufgabenteilung während der Ehe;

2. die Dauer der Ehe;

3. die Lebensstellung während der Ehe;

4. das Alter und die Gesundheit der Ehegatten;

5. Einkommen und Vermögen der Ehegatten;

6. der Umfang und die Dauer der von den Ehegatten noch zu leistenden Betreuung der Kinder;

7. die berufliche Ausbildung und die Erwerbsaussichten der Ehegatten sowie der mutmassliche Aufwand für die berufliche Eingliederung der anspruchsberechtigten Person;

8. die Anwartschaften aus der eidgenössischen Alters- und Hinterlassenenversicherung und aus der beruflichen oder einer anderen privaten oder staatlichen Vorsorge einschliesslich des voraussichtlichen Ergebnisses der Teilung der Austrittsleistungen.

3 Ein Beitrag kann ausnahmsweise versagt oder gekürzt werden, wenn er offensichtlich unbillig wäre, insbesondere weil die berechtigte Person:

1. ihre Pflicht, zum Unterhalt der Familie beizutragen, grob verletzt hat;

2. ihre Bedürftigkeit mutwillig herbeigeführt hat;

3. gegen die verpflichtete Person oder eine dieser nahe verbundenen Person eine schwere Straftat begangen hat.

2-) CCS:

E. Entretien après le divorce

I. Conditions

Art. 125

1 Si l’on ne peut raisonnablement attendre d’un époux qu’il pourvoie lui-même à son entretien convenable, y compris à la constitution d’une prévoyance vieillesse appropriée, son conjoint lui doit une contribution équitable.

2 Pour décider si une contribution d’entretien est allouée et pour en fixer, le cas échéant, le montant et la durée, le juge retient en particulier les éléments suivants:

1. la répartition des tâches pendant le mariage;

2. la durée du mariage;

3. le niveau de vie des époux pendant le mariage;

4. l’âge et l’état de santé des époux;

5. les revenus et la fortune des époux;

6. l’ampleur et la durée de la prise en charge des enfants qui doit encore être assurée;

7. la formation professionnelle et les perspectives de gain des époux, ainsi que le coût probable de l’insertion professionnelle du bénéficiaire de l’entretien;

8. les expectatives de l’assurance-vieillesse et survivants et de la prévoyance professionnelle ou d’autres formes de prévoyance privée ou publique, y compris le résultat prévisible du partage des prestations de sortie.

3 L’allocation d’une contribution peut exceptionnellement être refusée en tout ou en partie lorsqu’elle s’avère manifestement inéquitable, en particulier parce que le créancier:

1. a gravement violé son obligation d’entretien de la famille;

2. a délibérément provoqué la situation de nécessité dans laquelle il se trouve;

3. a commis une infraction pénale grave contre le débiteur ou un de ses proches.

 

Not: Hüküm esasen İsviçre Medenî Kanunu’nun 26.06.1998 tarihli Federal Kanun ile 01.01.2000 itibariyle değişikliğe uğrayan eski 152. maddesine tekabül etmektedir.

Kaynak İsviçre Medenî Kanunu’nun yeni düzenlemeleri Medenî Kanunumuzun düzenlemelerinden neredeyse tümüyle farklıdır. Kaynak İsviçre Medenî Kanunu’na göre, bir taraftan kendi normal gereksinimlerini karşılamasını beklemek makul görünmüyorsa - ki buna uygun yaşlılık aylığı bağlanması da dâhildir  - diğer taraf, ona hakkaniyete uygun bir nafaka ödemekle yükümlü olacaktır. Hâkimin, bir tarafın diğerine karşı böyle bir nafaka ödeme yükümlülüğü altına girip girmeyeceğini, eğer girecekse bu nafakanın tutarını ve süresini belirlerken özellikle evlilik sırasında görevlerin taraflar arasında nasıl paylaşıldığını, evliliğin süresini, evlilik süresince eşlerin yaşam seviyesini, tarafların yaş ve sağlık durumlarını, gelirlerini ve servetlerini, bakmakla yükümlü oldukları çocukların ihtiyaçlarının kapsam ve süresini, mesleki durumlarını ve gelecekteki kazançlarını ve yine bu bakım ihtiyacını ortadan kaldıracak benzeri hususları dikkate alması gerekir.

Ayrıca hâkim, böyle bir nafaka talebini istisnaen de olsa kısmen veya tümüyle reddedebilir. Ancak bunun için talep eden tarafa, aile hukukundan doğan yükümlülüklerini ağır bir biçimde ihlal etmesi, içinde bulunduğu zaruret haline isteyerek sebebiyet vermesi, nafaka yükümlüsünün kendisine veya yakınlarına karşı bir suç işlemesi gibi nedenlerle nafaka ödenmesi hakkaniyete açıkça aykırı bulunmalıdır.



1   RG. 12.05.1988; S: 19812.

 


Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.